İÇİNE ATMA!!! O İÇ NERESİ Kİ ?

Ağzımıza pelesenk olmuş derdimizi anlatmaya imtina ettiğimizde, utandığımızda ” içine atma ” telkinleri duyarız…da o iç, bedenimizin neresi acaba hiç düşündünüz mü? Tabiri kaba olacak ama çöp toplanırken konteynerların alınıp kamyonun içine boşaltması gibi mi ?
Ivır zıvır sıkıştırılan , elimizin altına gelip, gözümün görmek istemediği çekmecemizin içine attığımız türden mi?
Patlıcanların karnını yarıp içine malzemeyi kaşıkla doldurur şeklinde mi?…

 

İÇ ADRESİMİ BİLDİRİYORUM. YÜREK MAH…

Biri bana anlatsın da bende öğreneyim bu iç denilen yer neresi acaba… ilk önce gırtlağımızdaki sesin titrememesi sonucu çıkarılamayan ses ve dönüşemeyen kelimeler ilk önce yutulup yutağa, oradan yemek borusuna geçip mideyle buluşup sindirilememek üzere bağırsaktan gidip direkt çıkışa mı ulaşıyor? Ulaşıyorsa ne ala , çıkışı kesinse çenemizi konuşmakla , karşımızdakini anlattıklarımızla üzmeye gerek kalmadan salla içe oradan hop dışarı…

Ya da o iç denilen yer,biriktirdiklerimizi sakladığımız kasa türevi gibi bir şey mi ?
Ben çok paylaşımcı değilimdir, etrafım da bundan dolayı beni eleştirir… Çok içine atıyorsun, bu iyi değil diye… Kafam bu cümleyi duyduğumdan beri somutlaştıramadığımdan mıdır nedir, biraz karışık… Bazen anlamından pek emin olamasak da kullanır, kendimize yöneltildiğinde de cevap veremeyiz.
Bir içimiz varsa demek ki bir de dışımız var … O zaman ortamız neresi? İç deyince ben çocukluğumdan beri derinin kapladığı, deri altına yerleşen her şey gibi gelirdi… Organlar, kaslar, iskelet, hücreler, sinirler vs… Dış denen bir şey varsa dışarıda gördüğümüz tüm şeyler o zaman… Dalga geçmiyorum inanın… Bazen bazı kelimelere çok takılıyorum, biz bu kelimeyi nereden bulduk da kullandık diye…

İnternetten varın arayın, içine atmanın zararları ile psikolojiyi nasıl etkilediği konusunda türlü yazılar yazılmış… Bunu biliyoruz bilmesine de kimse sormuyor mu acaba attıklarımız içimizin neresinde toplanıp, neye dönüşüp bizden hastalık olarak çıkıyor?
Biri bana içine dön bir bak dediğinde kafa sesimi duyarım, zaten o hiç susmaz ..Ya da bir olaydan etkilenmişsem duygumun sesini duyarım. Bende ki iç denilen şeyin duyduklarım olduğunu anlıyorum. İçeride şakıyan bülbülün kafesi neresi onu da bilmem… İç ses bir yerden ses eder, bende kulak veririm işte….

 

İÇ NAVİGASYONU OLSA DA KONUMU BİLDİRSE…

Navigasyon yazılımcıları adres bulmada ne kadar insanlığa faydalı iş yapmışlar, keşke iç navigasyonu içinde birileri el atsa benim gibi kafası bulanıkları rahatlatsa… O cihazdan “konuşamadıklarınız şu an varışa yaklaşmak üzere”, “içinize attıklarınız şu an karaciğerinize gitti”mesajı okusak ya da duysak ne büyük fantezi olur… Okuyucudan dalga geçtiğimi sanan olabilir ama gün gelir çekik gözlünün biri çıkar bulur, bizden vay be der dururuz. “Dedi” dersiniz…

 

Bir bilim insanı çıksa dese o içinize attıkların “kalbinizin kan pompalama hızını minimuma indiriyor” dese ne yapardım ? Haykırarak anlatırdım herhalde… Gerçi şu an yazarak anlatıyorum aslına bakarsanız. Konuşmaktan daha iyi geldiğini hissettiğim için sizinle paylaşma ihtiyacı duydum. Belki benim gibi kafasında oturtamayan var mıdır ya da kendimce kendimi normalleştirme çabam mıdır bende bile net değilken, yazarak yerini bulma çabasındayım. Hatta şu an o iç’ten dökülenleri yazınca iç navigasyonumun çalıştığını, her ne kadar tam yerini belli etmese de yerini bulana kadar  yazma ihtiyacı oluşmaya başladığını söylemeliyim. Benim iç adresimi belki bulma yolum da budur. Kimi konuşur, kimi çalar, kimi çizer, kimi ağlar, kimi güler… Sonsuz seçenekler arasından sizin içinizi bulma şeklinizi, onun ortaya dökülüş hikayesini bulmanızı dilerim.

Zep

Benzer yazılar

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.